Geleneklerimiz .... Göreneklerimiz ... 3
ASKERE UĞURLAMA
Askere gidecek olan gençler celp kağıtları
çıktıktan ve kendilerine ulaştıktan sonra akrabaları ve arkadaşları tarafından
yemeğe çağrılırlar. Arkadaşlarıyla beraber gezip eğlenerek hoşça vakit
geçirirler. Son hafta devre arkadaşlarıyla birlikte konvoy düzenleyip,
ellerinde bayraklarla şehir içinde tur atarlar. Tur esnasında halkı selamlar,
halk da onlara sevgi gösterisinde bulunur.”En büyük asker, bizim asker”
sloganı sürekli tekrar edilir .Gidecekleri gün yakınları ve tanıdıklarını
gezerek vedalaşır. Aileleri ve yakınları uğurlamak için otobüslerin yanına
gelirler. “Hayırlı teskereler” dileğiyle uğurlanırlar.
Köylerde uğurlama işlemi daha görkemli bir
şekilde yapılır. Köylüler köy meydanında toplanırlar. Askere gidecek
delikanlılar sıra ile herkesle vedalaşırlar. Köy meydanı ana baba gününe
döner. Davul zurna sesleri, asker yakınlarının hıçkırıkları birbirine karışır.
Askere giden gençlere azdan çoktan mutlaka harçlık verilir. Davul zurna
eşliğinde köyün çıkışına kadar uğurlanır. Arkalarından birer kova su dökülür.
CENAZE ADETLERİ
Ölen kişinin orada bulunanlar tarafından
elbiseleri çıkarılır, çenesi bağlanır, gözleri yumulur, ayak baş parmakları
birbirine bağlanır. Sağlık ocağına haber verilip ölüm raporu hazırlattırılır.
Kısa künyesi yazılıp cami imamlarına bildirilerek salası verilir. Sala
verilirken cenaze yıkama işlemleri de başlar. Yıkama işlerine orada bulunan
vatandaşlar yardımcı olurlar. Saladan sonra ölen kişinin kim olduğu ilan
edilir. Sala verildiğini duyan vatandaşlar, kimin öldüğünü öğrenmek için
merakla dinlerler. Cenaze yakınları, cenazenin çıktığı eve giderler.
Görevlilerce yıkanıp kefenlenen cenaze omuzlarda Mihri Hatun Camii’ne
getirilir. Cenaze namazı kılınır, helallik dilenir, mezarlığa götürülür. Defin
işlemi yapılırken Yasin-i Şerif okunur. Duadan sonra orada bulunanlar cenaze
yakınlarına taziyede bulunurlar. Son olarak imam efendi “talkın” verir. Talkın
verilirken ölen kişiye annesinin adı ile hitap edilir.
Son yıllarda getirilen bir uygulama ile ezan ve
sala sadece Mihri Hatun Camii’nde okunmakta, cenaze, cenaze yıkama aracında
yıkanmakta, taşıma işi de cenaze arabasıyla yapılmaktadır.
UNUTULAN ADETLERİMİZ
YAĞMUR DUASI:
GÖDE GÖDE MEKEREK
GÖKTEN IRAHMET
GEREK
TARLADA ÇAMUR
TEKNEDE HAMUR
VER ALLAH’IM VER
SİCİM GİBİ YAĞMUR
Kabasakız ağacı
Şimdiki çocuklar unuttular bu tekerlemeyi daha
pek çok güzel şeyleri unuttukları gibi. Çelik çomak oynayan çocuk kalmadı.
Çeşit çeşit çizgi oyunları, gazoz kapakları ile oynadığımız oyunlar,
saklambaçlar.... hepsi birer birer tarihe karıştı. Varsa yoksa televizyon,
çizgi filmler, He-Man’ler Voltran’lar , İnek Şaban’lar, vurdulu kırdılı
filmler …
İlkbahar aylarının kurak gittiği yıllarda ,
büyüklerin de teşvikiyle yağmur duasına çıkılırdı. Mahallenin 6-15 yaş arası
bütün çocukları katılırdı yağmur duasına. Çocuklar arasında “göde göde mekerek”
tir oyunun adı. Göde göde mekerek oynamak için mahallenin bütün çocukları
toplanırlar. Ellerinde 1-1,5 metre uzunluğunda sopa, sopanın ucunda da çaput
bağlıdır. O sopaların ve ucundaki çaputların niye bağlandığını kimse bilmez.
Ama oyun öyle başlar. Sıra ile mahallenin bütün evleri gezilir. Her evin önüne
gelince bildiğimiz tekerleme söylenir:
Göde göde mekerek
Gökten ırahmet gerek
Tarlada çamur
Teknede hamur
Ver Allah’ım ver
Sicim gibi yağmur
Evin hanımı sesleri duyunca dışarı çıkıp;
pirinç.bulgur, tereyağı, yumurta gibi yiyecekler verir. Dualarının kabul
olması dileğiyle, sopanın ucundaki çaputun üzerine bir tas su serper.
Mahallenin bütün evleri tek tek gezilir. Hiçbir
evden boş çevrilmezler. Artık torbalar dolmuştur. Sıra toplanan yiyeceklerin
yenmesine gelmiştir. Yemekleri pişirecek birini bulmak gerekir. Bu iş için her
mahallenin bir Fatma Anası, Hatice Teyzesi vardır. Çocuklar topladıkları
yiyecekleri getirirler Fatma Ana’larına. Yemekler pişer, çocuklar büyük bir iş
yapmanın verdiği hazla çalakaşık girişirler pilava. Bu duyguyu kelimelerle
ifade etmek mümkün değildir. Mutlaka yaşamak gerekir. Darısı şimdiki
çocukların başına.
TURA OYUNU:
Ramazan ve Kurban Bayramı tatillerinde mahalle
aralarında “bayram yeri” diye bilinen boş arsalarda oynanırdı. Mahallenin
gençleri kız erkek karışık olarak bayram yerlerinde toplanırlardı. Nişanlı
veya evli olanlar bu oyuna alınmazlardı.
Tura; ucu düğümlenmiş büyükçe bir mendil veya
bez parçasıdır. İlkokul çocuklarının “yağ satarım, bal satarım” oynadığı gibi
gençler karışık halka olurlar ve yere çömelirler. Ebe olan elinde tura,
halkanın etrafında dolanmaya başlar. Ebe erkekse kızların kız ise erkeklerden
birinin arkasına turayı koyar, koyduğunu gizleyerek halkanın etrafında bir kez
dolanır. Turayı kapıp koyduğu kişinin sırtına vurmaya çalışır. Oturan kişi
turayı önceden fark ederse alıp ebenin peşinden koşar. Ebe de kalkan kişinin
yerine oturur. Oyun bu şekilde devam eder.
Kızların ilkokuldan sonra okula gönderilmediği,
haberleşme araçlarının bu kadar yaygın olmadığı yıllarda bu oyun bayram
günlerinin vazgeçilmez oyunu idi. Oynayandan çok seyredenin bulunduğu bayram
yerleri tıklım tıklım dolardı. Gençler bayramlıklarını giymiş vaziyette
gelirlerdi bayram yerine. Bayram günleri dışında genç kız ve erkeklerin
birbirlerini görmeleri pek mümkün değildi. Evlerdeki yoğun iş temposuna bayram
nedeniyle ara verildiğinde, normal zamanda kızlarının evden dışarı çıkmasına
izin vermeyen aileler bayram günlerinde biraz daha hoşgörülü davranır,
kızlarının bayram yerine gitmesine izin verirlerdi. Gençlerin ilk bakışmaları,
tanışmaları buralarda olurdu. Evliliğin temelleri buralarda atılırdı. Bir
ihtiyacın karşılanması bakımından ortaya çıkan bu adet 70’li yılların sonuna
kadar devam etmiş, takip eden yıllarda çeşitli nedenlerin etkisiyle ortadan
kalkmıştır.
ÇINGIRŞAK:
Boş bir arsanın ortasına 1-1,5 m. uzunluğunda,
20-25 cm. kalınlığında ucu koni biçiminde sivriltilmiş bir ağaç dikilir. 7-8
m. uzunluğunda sağlam bir ağacın tam ortası koni biçiminde ağacın gireceği
şekilde oyulur ve dikilen ağacın üzerine konur, tepesine de dönerken
gıcırdaması için kömür tozu sürülür. Oyun için gerekli düzenek hazırlanmıştır.
Bu oyun iki kişiliktir. İki kişi ağacın uç
taraflarına karınlarının üstüne eğilerek binerler. Biri yükseldikçe diğeri
alçalarak döner. Yorulanın yerine bir başkası biner ve bu oyun bu şekilde
devam eder.
Bu oyunu Ramazan ve Kurban Bayramı
tatillerinde, 18-25 yaş arasındaki gençler oynarlardı. Şimdi mahalle
aralarında ne çıngırşak kaldı, ne de çıngırşağa binen genç.