 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ziyaretçi sayımız
Teşekkürler...
|
|
|
|
|
|
|
Uygarlıklar Diyarı Çorum...
|
- Hitit Devleti (M.Ö. 1700-1200)
- Genç Tunç Çağı ( 2000-1200)
- Frigia Uygarlığı (M.Ö.750-300)
- Geleneksel Geç Hiti Stili (M.Ö.1050-850)
Asur Ticaret Kolonileri Çağında
Anadolu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmış durumdaydı. Yazılı
kayıtlarda adlarına rastlanan bazı beylikleri şöyle sıralıyabiliriz : Neşa (Kaneş),
Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara, Zalpa. Yazılı belgelerde Kuşşara'lı olduğu
belirtilen Pithana ve oğlu Anitta zamanında Anadolu' da merkezi bir devletin
kurulmasına doğru yol alınmıştır. Anitta Neşa, Zalpa ve Hattuş'u ele geçirerek
ilk kez büyük kral unvanını almıştır. Asıl olarak Anitta'dan yüzyıl sonra aynı
soydan gelen Kuşşaralı Labarnaş Hattuş'u başkent yapıp, kente Hattuşaş, kendine
de Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili adını vermiş, böylece M.Ö. 1650-1620
yıllarında Hitit Devleti resmen kurulmuştur.
Yerli Anadolulu oldukları kabul edilen Hatti beylerine karşılık Hint-Avrupalı
Hititler'in kökeni hakkında fazla bilgi yoktur. Çeşitli varsayımlara göre
Hititlerin Anadolu'ya Kafkasya veya Boğazlar üzerinden Kuzey Avrupa'dan
geldikleri düşünülmektedir. Bir başka görüşe göre Hititler Anadolu'ya
yerleşmeden önce Kuzey Mezopotamya'da yaşamaktaydılar. Fakat bilinen şudur ki
Hititler Anadolu'ya geldiklerinde ve daha sonra hep azınlıkta kalmışlardır. Oysa
Anadolu'ya geldiklerinde burada yaşayanlar her türlü silahı kullanmayı ve
üretmeyi biliyor, aynı zamanda da etrafı surlarla çevrili korunaklı şehirlerde
yaşıyorlardı. Bu yüzden azınlıkta olan Hitit göçmenlerinin çok kısa bir sürede
bu beylikleri yakıp yıkması kolay degildi. Hititlerin başarısı yerli uygarlığı
kabul etmelerive buna uyum göstermeleridir.
I.Hattuşili’nin Hattuşa’yı başkent yapmasından
sonra Hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı. I.Murşili döneminde
Halep ve Babil’in alınmasıyla Hitit Devleti Yakın Doğu’nun en etkili siyasal
güçlerinden biri haline geldi. Bu dönemde kap formlarında sadeleşme göze çarpan
özelliklerdendir. Fakat Hititler’in bibru dedikleri hayvan şeklinde törensel
kaplar (Rithon) yapma geleneşi sürmektedir. Kap formlarına eklenen bir yenilikse
büyük vazolar üzerine kabartma frizler şeklinde yapılan ve daha çok dini
törenlerle ilgili olan süslemelerdir. Bu sanat daha sonraki kaya kabartma
sanatının öncüsü durumundadır.
Hitit tarihinin son dönemi aynı zamanda Tunç
Çağının da sonu olmuştur. M.Ö. 1400 yıllarında Hitit Devleti I.şuppiluliuma
önderliğinde imparatorluk haline gelmiştir. Sınırların Suriye’ye değin
genişlemesi üzerine bu ülke üzerinde çıkarları olan Mısırlılarla ilişkiler
gerilmiş, sonunda Muwatalli zamanında Mısır Firavunu II.Ramses ile Suriye
egemenliği için Kadeş savaşı yapılmıştır (M.Ö. 1296). Her iki tarafın da
birbirine belirgin bir üstünlük sağlayamaması üzerine M.Ö. 1280 de ünlü Kadeş
barışı imzalanmıştır. Fakat Kadeş savaşının yarattığı yıpranma kolay kolay tamir
edilemez ve III.Hattuşili ve IV.Tudhaliya gibi son güçlü krallardan sonra
imparatorluk hızla çökmeye başlamıştır. Bu devirde Anadolu’da büyük bir kuraklık
ve kıtlığın yaşanması bu çöküşü hızlandıran etkenlerdendir. Sonunda başkent
Hattuşaş, M.Ö. 1200 yıllarında Karadeniz dağlarından gelen Kaşkalar tarafından
yakılıp yıkılmış ve Hitit İmparatorluğu sona ermiştir
İmparatorluk Çağı kültürü hemen hemen her yönüyle Eski Hitit kültürünün
devamıdır. Ancak bu dönemde gerek mimarlık gerekse betimleme sanatında
imparatorluğa yakışan eserler ortaya konmuştur. Özellikle başkent Hattuşaş
imparatorluğun tüm görkemini yansıtmaktadır. Özellikle IV Tudhaliya döneminde
başkentte toplanan tapınaklarla, Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı mimarisi ve
kabartmaları ile dikkat çekicidir. Yine bu dönemde İmparatorluğun dört bir yanı
kaya kabartmaları ile bezenmiştir. Ele geçirdikleri ülkelerin tüm tanrılarını
kabul etmelerinden dolayı çok tanrılı bir dine sahip olan Hititler bu kaya
kabarmalarında daha çok dinsel sahneleri işlemişlerdir. Bu dönemde çivi yazısı
resmi yazışmalarda, Hiyeroglif ise kaya kabartmalarında kullanılmıştır.
İmparatorluk döneminde Hitit seramiği hem teknik hem de form yönünden oldukça
gerilemiştir. Hayvan şeklindeki kap yapımı ise devam etmiştir.
Hitit İmparatorluğunun çökmeye başladığı yıllarda
Anadolu Kafkaslar ve Boğazlar üzerinden gelen bazı göçmen grupların etkisi
altına girmeye başlamıştı. Doğudan gelenlere Muşkiler deniyordu ve Elazığ
yöresine yerleşmişlerdi. Batıdan (Makedonya’dan) gelenler ise Bryg adını
taşıyorlardı ve Marmara denizinin güney bölümüne yerleşmişlerdi. Anadolu’da
Phrygler adını alan grup M.Ö. 10 yüzyıldan başlayarak daha içeriye, Gordion
yöresine ulaşmışlardı. M.Ö. 8. yüzyılın ortalarında merkezi bir devlet kuran
Friglerin kurucularının Gordios olduğu sanılmaktadır. Asurluların Muşkili Mita
dedikleri oğlu Midas ise önceleri Urartu ve Tabal Krallıkları ile birleşip
Asur’a karşı bir koalisyon oluşturmuşsa da M.Ö. 8. yüzyılın sonlarında doğudan
gelen Kimmerlere karşı Asur ile dostluk anlaşması yaparak dikkatini batıya
yöneltti. Yunanistan’daki Delphoi tapınağına armağanlar yolladı, Lydia Krallığı
ile dostluk ilişkileri kurdu ve Batı Anadolu kıyılarındaki Kyme kenti Nemrutkale-Aliağa)
kralının kızı ile evlendi.
Frig Krallığı en güçlü
döneminde batıda Burdur yöresinden, doğuda Amasya’ya, kuzeyde Samsun’dan,
güneyde Niğde civarına kadar yayılmıştı. Fakat Kimmer tehlikesi giderek
artıyordu. Asur kralı II. Sargon bu göçebelerle yaptığı bir savaşta öldü (M.Ö.
705). Asur desteğini yitiren Frigler de Kimmerlerin istilalarına maruz kaldı.
M.Ö. 7. yüzyıl başlarında Gordion Kimmerler tarafından yakılarak tahrip edildi.
Kral Midas bu yenilgiden sonra intihar etti.
Frigler bu
yenilgilere rağmen Orta
Anadolu’nun çeşitli yörelerine dağılarak beylikler
halinde bir müddet daha hüküm sürdüler. Çorum’un kuzeyindeki Pazarlı ve eski
Hitit başkenti Boğazköy bu yerleşim yerlerinden bazılarıdır. Ancak, en güçlü
oldukları bölge Eskişehir ve Afyon civarıydı. Küçük Frigya denilen bu bölgede
bulunan Midas kentinindini açıdan da büyük önemi vardı.
Friglerin çok tanrılı bir dinleri vardı. Güneş Tanrısı
Sabazios ile Ay Tanrısı Men bunlardan
en tanınmışlarıydı. Ancak Frigler denince
akla ilk gelen tanrıça Kybele’dir. Anadolu’da Erken Neolitik Dönemden beri
tapınılan Kybele Frigler için bir doğa tanrıçası, hatta doğanın bizzat
kendisiydi. Kybele için en büyük tapınma yeri Pessinus’ta (Sivrihisar -
Ballıhisar) idi. Burada tanrıçayı siyah meteorik bir taş temsil ediyordu.
Frigler bu tanrıçayı o kadar benimsediler ki, tüm ülkelerini Agdistis Dindymene
de dedikleri Kybele’nin mülkü saydılar. Bunun sonucunda, aslında bir Anadolu
tanrıçası olduğu halde Kybele tarihe bir Frig tanrıçası olarak geçti. Kybele
kutsal alanları genellikle kayalıklar üzerine yapılmıştı. Çünkü tanrıçanın
buralarda yaşadığına inanılıyordu. M.Ö. 8.-6. yüzyıllar arasında Eskişehir-Afyon
arasındaki ovaya tanrıçanın tapınaklarını temsil eden pek çok kaya anıtı
yapılmıştı.
Frig soyluları ölülerini ya kayaya oyulmuş mezarlara ya da
tümülüs denen yığma mezar tepelerinin altındaki odalara gömerlerdi. Kaya
mezarlarının kimilerinde cephe kabartmalarla süslenmişti. Tümülüslere Gordion,
Ankara ve Kerkenezdağ bölgelerinde yoğun olarak rastlanmaktadır. Bunlardan en
büyüğü Midas’a ait olduğu sanılan 300 m. çapında ve 53 m. yüksekliğindeki Büyük
Tümülüs’tür. Tümülüs geleneği Anadolu’ya yabancıydı ve Frigler tarafından
Makedonya’dan getirilmişti.
Frig kentleri içinde Gordion’un özel bir yeri vardır. Saray
yapılarının bulunduğu kesim bir tepe üzerine kurulmuştu. Bu yapıların en dikkat
çekici özelliği tümünün megaron planlı oluşlarıdır. Batı Anadolu’da M.Ö. 3.
binyılın başlarından beri kullanılan bu tür yapılar önde bir giriş holü ile
arkadaki büyük salondan oluşuyordu.
Hint-Avrupa kökenli bir dil kullanan Friglerin yazıları tam
olarak çözülememiştir. Frigler dokumacılık, marangozluk ve madencilikte çok
ustaydılar. Gordion tümülüslerinde bulunan çivi kullanılmaksızın birbirine
geçmelerle tutturulmuş panolar ve mobilyalar ile fibula adı verilen çengelli
iğneler ve makara kulplu kaseler Friglere özgü eserlerdir.
Malatya Aslantepe (Büyük Hitit Krallığı
ikonografisini devam ettirirler -
Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedirler)
· Kargamış (Eserler Ankara
AMM’de olup bazıları 8. yüzyılın sonunda Korinth vazo ressamlarına örnek
olmuştur)
. 2. Asur Etkisi Gösteren Geç
Hitit Stili (M.Ö. 850-800) :
· Zincirli (Bu eserlerde Hitit
biçimi saçlar yanında, kralın ensesinde Asur saç topuzu da görülmektedir -
İstanbul, Eski şark Eserleri Müzesi)
3. Asurlaşmış Geç Hitit Stili
(M.Ö. 800/750-700) :
Geç Hitit sanatına Aram
ögeleri yanında Asur özelliklerinin girdiği dönem. Bu eserlere
özellikle Zincirli, Sakçegözü, Kargamış, Malatya ve Tell Halaf örnekleri bu
döneme ait eserlerdendir. Örneğin, Hitit aslanlarındaki stilize edilmiş yürek
biçimindeki kulak yerine bu dönem aslanlarında natüralist kulak görülmektedir.
Ayrıca kalçadaki W-motifi N biçimini almış, oradan da Urartu’ya ve bozulmuş
W-motifi biçiminde Hellen sanatına geçmiştir. Geleneksel Hitit kuş adamları da
Kartal başlı, at kulaklı şekle dönüşmüştür. Hellen vazo ressamları Sakçegözü
kuş adamlarını aynen kopya ederek kullanmışlardır.
4.
Aramlaşmış ve Fenikeleşmiş Geç Hitit Sanatı :
Semitik topluluklar olan Aramlar ve Fenikelilerin güneyden
gelip Kuzey Mezopotamya’ya yayılmaları sonucu, Hitit sanatına bu unsurlar da
egemen olmaya başlar. Zincirli (kısmen Berlin Müzesinde), Sakçegözü, Maraş (Louvre
ve Adana Müzelerinde), İvriz Kaya Kabartması, Karatepe heykel ve kabartmaları bu
dönemin en bilinen eserleridir.
Hellenler M.Ö. 8. yüzyıl başlarında gemiler inşa edip Doğu
Akdeniz’de ticaret yapmaya başladıkları zaman (M.Ö. 750 tarihinde kurulan
Antakya’nın güneyindeki Al Mina Hellen kolonisi gibi) şark sanatının (Mısır,
Fenike ve Geç Hitit) etkisi altında kaldılar. O dönemde yazıyı kullanmayan
Hellenler Fenike alfabesini aldılar, ayrıca şark din ve mitolojisinden
etkilendiler (Hitit efsanelerinden Göğün Krallığı-Theogoni ve Ejder İlluyanka-Typhon
gibi). Hellenlerin Olympia, Delphi, Atina, Milet, Ephesos, Erythrai ve Eski
izmir gibi merkezlerinde 8. yüzyıl Geç Hitit kökenli eserlere bolca rastlanır.
Ayrıca 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Geç Hitit etkileri Attika
vazolarında, daha sonra da Korinth vazolarında görülmektedir.
Hattuşa’nın
M.Ö. 1200 dolaylarında tahribedilmesinden sonra Hitit geleneği Güneydoğu
Anadolu ile Kuzey Mezopotamya’da süregider. Hattuşa’da, Alacahöyük’te ve daha
birçok Anadolu yöresinde tanıyageldiğimiz sanat eserleri değişik biçimlere
bürünür. Düzinelerce kent devletçiklerinden oluşan bu beyliklerde, başlıca
dört sanat dönemi görülmektedir
kaynak; Anıtlar ve
Müzeler Genel Müdürlüğü
|
|
|